#75 · Konu Sahibi
21.09.2026 03:37
Herkese tekrardan merhaba, herşey yolunda gittiği ve kız arkadaşımla barıştığım için uzun zamandır buraya birşey yazmıyordum. Kendimi nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum, sadece içimden geçenleri yazıp bir nebzede olsa içimdekileri dindirmektir niyetim. Gecenin bu saatinde yine kafamda dönen şeyleri susturamıyorum, evimden çok uzaktayım çünkü, fiziki bir evden bahsetmiyorum, ev dediğin bir insan bile olabilir.
Bazen bir şeyleri ayakta tutmak, değer verdiğin insanı korumak, ona güvenli bir alan yaratmak istersin. Ama hayatın getirdiği stres, söyleyemeyip altında ezildiğin şeyler, şöyleden bile çözümü olmayan şeyler kendi içindeki. Aslında en çok sakınman gereken yere en büyük zararı yine kendi ellerinle verirsin. Benim son birkaç gündür ve özellikle dün gece yaşadığım tam olarak bu içsel iflas oldu.
Geriye dönüp baktığımda, anlık bir can acısı, bir anlık boş bulunma ya da kontrol edilemeyen bir refleks yüzünden verilen tepkilerin nasıl telafisi imkansız bir kalp kırıklığına dönüştüğünü canlı canlı izledim. İnsan değer verdiği birinin gözlerinde o hayal kırıklığını, o ürkmüş ifadeyi ve şoku gördüğü an, asıl en büyük cezayı kendi içinde, kendi vicdanında çekmeye başlıyor.
Beni asıl yoran şey haklılık ya da haksızlık kavgası değil. Haklı olsan ne yazar, karşı tarafın kalbini kırdıktan sonra diyebilirsiniz be haklısınız. Bazen sadece susmak gerekiyormuş. Bazen hiçbir şey yapmamak, derin bir nefes alıp olgunluk göstermek en büyük cevapmış. Ben o an bunu başaramadım.
Sırf koruma içgüdüsüyle ya da kendi içimdeki gerginliğin patlamasıyla dışarıya, sağa sola savurduğum o anlamsız öfke; gitti, dolandı ve en sonunda yine gelip en kıymetlime çarptı. Şimdi elimde kalan tek şey kocaman bir pişmanlık, zihnimde dönüp duran keşkeler ve ağırlığı altında ezildiğim derin bir sessizlik.
Şimdi kapıyı kapatana, "bu sefer gerçekten biter" deyip giden tarafa kızamıyorum bile. Çünkü bir insanı en çok yoran şey, fırtınadan kaçıp sığındığı limanda yine bir fırtınaya yakalanmaktır. Sevdiğim insana yaşattığım o anlamsız gerginlikler ve o hissettirdiğim güvensizlik anları için kendi içimde tahlil edemediğim kadar derin bir mahcubiyet yaşıyorum. Ama kırğın olduğumu da söylemeden geçemem zira bir insan bunu söylüyorsa, bu anın geleceğini düşünmüştür. Çünkü insanlar sinirli anında gerçekleri söylerler.
Belki bazı şeyler için artık çok geç, belki kelimeler çoktan hükmünü yitirdi ve ne söylesem bir anlam ifade etmeyecek. Ama yine de insan içindeki o kırgınlığı, o sessiz mahcubiyeti ve üstü kapalı derin özrü bir yerlere bırakmak, içindeki yükü bir nebze olsun hafifletmek istiyor.
O muhtemelen artık bu yazılara bakmaz, bakmasına da gerek yok. Ama bir gün olurda ileride merak edip bakarsa ona söylemek istediğim şey şudur ‘’ keşke gelirken ölseydim de bu gece olanlar yaşanmasaydı, seni tüm kalbimle seviyorum. Özür dilerim.’’Öyle içimi dökmek istedim, zaman ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.
Bazen bir şeyleri ayakta tutmak, değer verdiğin insanı korumak, ona güvenli bir alan yaratmak istersin. Ama hayatın getirdiği stres, söyleyemeyip altında ezildiğin şeyler, şöyleden bile çözümü olmayan şeyler kendi içindeki. Aslında en çok sakınman gereken yere en büyük zararı yine kendi ellerinle verirsin. Benim son birkaç gündür ve özellikle dün gece yaşadığım tam olarak bu içsel iflas oldu.
Geriye dönüp baktığımda, anlık bir can acısı, bir anlık boş bulunma ya da kontrol edilemeyen bir refleks yüzünden verilen tepkilerin nasıl telafisi imkansız bir kalp kırıklığına dönüştüğünü canlı canlı izledim. İnsan değer verdiği birinin gözlerinde o hayal kırıklığını, o ürkmüş ifadeyi ve şoku gördüğü an, asıl en büyük cezayı kendi içinde, kendi vicdanında çekmeye başlıyor.
Beni asıl yoran şey haklılık ya da haksızlık kavgası değil. Haklı olsan ne yazar, karşı tarafın kalbini kırdıktan sonra diyebilirsiniz be haklısınız. Bazen sadece susmak gerekiyormuş. Bazen hiçbir şey yapmamak, derin bir nefes alıp olgunluk göstermek en büyük cevapmış. Ben o an bunu başaramadım.
Sırf koruma içgüdüsüyle ya da kendi içimdeki gerginliğin patlamasıyla dışarıya, sağa sola savurduğum o anlamsız öfke; gitti, dolandı ve en sonunda yine gelip en kıymetlime çarptı. Şimdi elimde kalan tek şey kocaman bir pişmanlık, zihnimde dönüp duran keşkeler ve ağırlığı altında ezildiğim derin bir sessizlik.
Şimdi kapıyı kapatana, "bu sefer gerçekten biter" deyip giden tarafa kızamıyorum bile. Çünkü bir insanı en çok yoran şey, fırtınadan kaçıp sığındığı limanda yine bir fırtınaya yakalanmaktır. Sevdiğim insana yaşattığım o anlamsız gerginlikler ve o hissettirdiğim güvensizlik anları için kendi içimde tahlil edemediğim kadar derin bir mahcubiyet yaşıyorum. Ama kırğın olduğumu da söylemeden geçemem zira bir insan bunu söylüyorsa, bu anın geleceğini düşünmüştür. Çünkü insanlar sinirli anında gerçekleri söylerler.
Belki bazı şeyler için artık çok geç, belki kelimeler çoktan hükmünü yitirdi ve ne söylesem bir anlam ifade etmeyecek. Ama yine de insan içindeki o kırgınlığı, o sessiz mahcubiyeti ve üstü kapalı derin özrü bir yerlere bırakmak, içindeki yükü bir nebze olsun hafifletmek istiyor.
O muhtemelen artık bu yazılara bakmaz, bakmasına da gerek yok. Ama bir gün olurda ileride merak edip bakarsa ona söylemek istediğim şey şudur ‘’ keşke gelirken ölseydim de bu gece olanlar yaşanmasaydı, seni tüm kalbimle seviyorum. Özür dilerim.’’Öyle içimi dökmek istedim, zaman ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim.